
1940
1941
1942
1943
1944
1945
1946
1947
1948
1949
1950
1951
1952
1953
1954
1955
1956
1957
1958
1959
1960
1961
1962
1963
1964
1965
1966
1967
1968
1969
1970
1971
1972
1973
1974
1975
1976
1977
1978
1979
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1989
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
2017
2018
2019
2020
2021
2022
2023
2024
2025
2026
2027
2028
2029
2030
2031
2032
2033
2034
2035
2036
2037
2038
2039
SANATÇI
OYUN-LİSTE
TİYATRO BELGELERİ
TİYATRO YAZILARI
1890
EKİM
KEL HASAN EFENDİ
HAYALHANE-İ OSMANİ
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Tiyatro 1890 yılının ekim ayında
Kel Hasan Efendi'nin Bigünah Kadın yahut Duvarcılar
oyununun sahnelenmesiyle açılır.
1892
ARALIK
OSMANLI DRAM
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Aleksanyan Efendi'nin idaresindeki kumpanya Bir Kadının On Senelik Hayatı, Çileli Kadın ve Nedamet-i Hakikiye oyunlarını sahneledi.
1893
OCAK
OSMANLI DRAM
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Aleksanyan Efendi'nin idaresindeki kumpanya Altın İfritleri ve La Dam O Kamayla oyunlarını sahneledi.
1893
ŞUBAT
OSMANLI DRAM
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Aleksanyan Efendi'nin idaresindeki kumpanya Simon ile Mari ve Paris Fukarası
oyunlarını sahneledi.
1893
MART
AHMET VEFİK PAŞA'NIN
TİYATROSU YENİLENDİ.
Ahmet Vefik Paşa'nın tiyatrosunun içine 4 yeni locanın yanı sıra, perdeler yenilenip, süslemeler ilave edilmiştir.
1893
KASIM
MARDİROS MINAKYAN KUMPANYASI, BURSA'DA...
Kumpanya Simon ile Mari, Paris Fukarası, Paris Paçavracıları ile Bigünah Kızcağız oyunlarını sahneledi.
1894
KEL HASAN EFENDİ
HAYALHANE-İ OSMANİ
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Tiyatro, Çinli Kız yahut Niya operetinin yanı sıra Hayır Nasihat, Sahte Dilenci ve Salıncak Cezası Bigünah Kadın yahut Duvarcılar oyunlarını sahneledi.
1890
EKİM
AHMET VEFİK PAŞA'NIN
TİYATROSU YENİDEN
AÇILDI.
Tiyatro, 1890 yılının ekim ayında Bigünah Kadın yahut Duvarcılar oyunlarının sahnelenmesiyle açılır.
1898
MAYIS
PAUL LİNDAU
BURSA'DA TİYATRO
BURSA SEYAHATİ-MAYIS 1898
Bu tiyatronun iç karakterine dış koşullar da uyuyor. Yaklaşık 500 kişi alan ve bizim Avrupa tiyatro örneklerinde görüldüğü gibi iki sıra loca ve üst katta balkonla donanmış olan tiyatro salonu inanılmaz derecede pis. Burada herhalde hiç temizlik yapılmamış. Salon birinci sınıfı tırabzanına iliştirilmiş dört gaz lambasıyla aydınlatılıyor, sahnenin ışığı ise sahne kenarına yerleştirilmiş dört lamba ve tavandan sarkan dekorasyonlara tutturulmuş iki ek lambayla sağlanıyor. Tüm salon, tozun her şeyi örtmesi nedeniyle yumuşak bir griye bürünmüş durumda.
...
Seyirci kitlesi neredeyse tümüyle Türklerden meydana geliyor. Avrupalılar için, hepsi fesli olan Türkleri, Ermenileri, Rumları ve Yahudileri birbirinden ayırmak çok zor bir meseleyken, Doğulular veya uzun bir süredir orada yaşayanlar farklı milletleri şaşmaz bir isabetle ayırabiliyorlar.
Bursa’da Türkler, fesin etrafında bir türban taşımaları veya türbanın simgesel iması olarak renkli bir bez sarmaları nedeniyle daha kolay tanınıyor. Seyircilerin arasında, İslam ve medresenin işareti olarak beyaz türbanı taşıyan birkaç genç ilahiyatçı, yani softa da var. Salonda bunun haricinde, Peygamberin soyundan gelenler gibi koyu yeşil bir türban taşıyan az sayıda hacı da bulunuyordu. Oyun sırasında insanlar öteye beriye yürüyor, ayaklarını yere vuruyor, sesli konuşuyor, fakat temsili izlemek isteyenler hiçbir şikâyette bulunmuyor. Seyircilerin hepsi erkek. Tiyatro salonu kadınların ziyareti için gerekli donanıma sahip değil ve locaların hiçbirisinin parmaklığı yok.
...
Erkek oyuncular Türk, yüzleri açık olan kadınlar elbette Türkçe konuşan Ermeni’ler. Ermeniler Türkçeyi aşağı yukarı şivesiz konuşabilen tek gayrimüslim topluluk, diğer etnik grupların Türkçesi Türklere bir işkence gibi gelir.
...
Türk oyunculara makyaj suçlamasının yapılması mümkün değil. Çünkü kadın-erkek bütün oyuncular sokaktan gelip sahneye çıkmış gibi. Bir odayı canlandırması gereken dekorasyon hakkında konuşmak anlamsız olur. Görülebilecek en sefil dekorasyondu ve mobilya olarak iki eski hasır sandalyeden oluşmaktaydı
...
Ancak salonda bir orkestra da var. Yalnızca dört müzisyenden –bir kemancı, bir trompetçi, bir kontrbasçı ve bir davulcu- meydana gelmesine karşın korkunç bir gürültü çıkartıyor. Yapılan müzik her türlü tanımın ötesinde korkunç kötü. Neyse ki, ritmik davul vuruşlarının ve zil tıngırtılarının refakat ettiği belli bir uyum söz konusu. Bu arada bu gaddar heriflerin hangi parçayı çaldığını anlayamadım. İçinde sürekli üçlemelerin duyulduğu çok ahenksiz bir parçaydı.
...
Oyunun kendisi iki kısma ayrılıyor. İlk önce bizdeki çalgılı meyhane karakterinde sunulan tekli gösteriler geliyor, ardından da ana eğlence ve akşamın kapanışı olarak oyunun kendisi başlıyor. Biz oldukça geç içeriye girebildik ve ilk kısmın yalnızca son sunumunu seyredebildik. Bu da fazlasıyla yetti zaten. İnsanın aslında daha sakin ve iffetli davranması gereken yaşlarda olan çirkin ve şişman bir Ermeni kadın, üzerinde en ucuzundan rengârenk pılıpırtılar olmak üzere genç bir su aygırının zarafetiyle sahnenin kirli zemininde zıplıyor ve garip olmakla birlikte kulağa hiç melodik gelmeyen bir şarkı söylüyordu. Türkler dolgun kadınları severler ve bu kilolu kadın seyircilerin şımartılmış sevgilisi gibi görünüyordu. Zaten kadın alkış, ayaklarla yerde tepinme ve coşkulu ıslıklar eşliğinde defalarca sahneye çağrıldı.
...
Bu sanat ziyafetinin ardından başlayan oyun bana, bizim anlayışımıza göre tamamen eskimiş olan ve otuzlu kırklı yıllardan kalan bir Fransız Vaudeville gibi geldi.
...
Tanıtım kâğıdına göre bir perde daha vardı. Her sorun çözüldüğüne göre, bundan sonra ne gibi bir olayın söz konusu olabileceğini düşünüp duruyordum. Hain adam ölmüş, inatçı baba yumuşatılmış, sevgililer birleşmişti. Daha ne isteniyordu ki?
...
O sırada, perde son kez kalktığı anda, komediyi vaktinde önce sonlandıran bir olay meydana geldi ve bir ikinci sınıf locasından atılan büyük bir cam bardak, neşeli açılış sahnesinin tam ortasında, genç kız rolünü oynayan yaşı geçkin, şişman Ermeni kadının önünde patlayarak binlerce parçaya ayrıldı. Bu durum, garip bir etkilenmeye yol açtı. O anda sahnede bulunan üç oyuncu, yani şişman Ermeni kadın, hizmetçi kız ve komik uşak korkudan donakaldı. Hiç konuşmadan öylece duruyorlardı. İki kadın makyajlarının altında sarardı ve on dakika önce haini delik deşik eden komik uşak tir tir titriyordu. Beyaz şalvarı bacaklarının etrafında sallanıp duruyordu. Hepsi ne yapacağını bilemez halde kocaman gözlerle salona bakıyor ve ağzından tek bir kelime çıkartamıyordu. Seyircilerin havası da bir anda değişmişti. Gülüşmeler bıçak gibi kesildi ve salonda aniden korku verici bir sessizlik ve hareketsizlik hâkim oldu. Bu durum oldukça uzun, belki yarım dakika kadar sürdü. Sonra salonda birdenbire hızlı bir hareketlenme başladı. Herkes gözlerini yukarıya, bardağın atıldığı locaya çevirmişti. Tek tük bağırmalar da duyuldu, bunlar giderek genişledi. Türk olmadığım halde, ben de bağıranların bunu yapan kişiyi salonda kalmaya davet etmediğini anlayabiliyordum. Zaten çok geçmeden birkaç polis, bardağı atanı ensesinden tutup locadan çıkardı. Hemen bu büyük suçun failinin alacağı muhtemel cezayı araştırmaya koyuldum. Türkler bu gibi olaylarda oldukça mantıklı bir tutum ortaya koyarlar. Mahkemeler böyle ufak tefek şeylerle rahatsız edilmez. Suçu işleyen kişi polis karakolunda güzel bir dayak yer, ardından hücreye tıkılır ve ertesi sabah yine serbest bırakılır.
İkinci sınıf loca sahibinin bu hürmet gösterisine ilişkin ne gibi gerekçeleri olduğunu konusunda farklı görüşler vardı. Bazıları onun, şişko Ermeni kadın tarafından kötü bir muameleye maruz kalan âşık bir delikanlı olduğunu ileri sürüyor, bazıları ise genç adamın fanatik bir Türk olduğunu ve Ermeni kadına bir bardak fırlatma hakkının bulunduğu gibi düşük ihtimalli bir açıklama yapıyorlardı. Adamın yalnızca sarhoş olduğu, bana en muhtemel kanaat gibi geldi. Siyasetin burada bir rol oynamış olabileceği gerçekten varsayılamaz. Ermeniler için şu anda tehlikeli bir süreç söz konusu değil. Yıldız tarafından yeni bir sürek avı başlatılırsa, birkaç bin Ermeni derhal sopalarla dövülerek öldürülür.
...
Bu olay salondaki şenlik havasını tamamıyla bozmuştu. Aynı yerde daha bir süre önce üzerlerine ateş edilen oyuncular hayatlarından endişe ederken, seyirciler de dağınık bir haldeydi. Bu nedenle oyun, oyuncuların birkaç kelime edebilecek kadar kendilerini toparlamasının ardından büyük bir aceleyle ve sessiz sedasız soan erdi ve perde kapandı. Kimse yerinden kıpırdamadı. Herkes oturduğu yerde kaldı. İnsanlar yapılacağı ilan edilen müzikli danslı düğün şenliğini bekliyordu. Orkestra da hâlâ görevinin başındaydı, hatta davulcu, seyircilerin neşelendirmek üzerine bir solo sundu. İki-üç dakikadır büyük davulda gürültü yapıyordu ki, perdenin arasından bir oğlan süzüldü ve rampada duran gaz lambalarını üfleyerek söndürdü. Seyirciler ancak o zaman gösterinin bittiğini anladı ve temsilin her zamankinden iki saat daha erken sona ermesine karşın, hiçbir protestoda bulunmaksızın salonu terk etti.
PAUL LİNDAU
Bursa Seyahati Mayıs 1898,
Çeviren Levent Bakaç
Bursa’da Yaşam,
Ekim 2018
Sayfa 204-219

1898
MAYIS
PAUL LİNDAU
BURSA'DA TİYATRO
BURSA SEYAHATİ-MAYIS 1898
Bu tiyatronun iç karakterine dış koşullar da uyuyor. Yaklaşık 500 kişi alan ve bizim Avrupa tiyatro örneklerinde görüldüğü gibi iki sıra loca ve üst katta balkonla donanmış olan tiyatro salonu inanılmaz derecede pis. Burada herhalde hiç temizlik yapılmamış. Salon birinci sınıfı tırabzanına iliştirilmiş dört gaz lambasıyla aydınlatılıyor, sahnenin ışığı ise sahne kenarına yerleştirilmiş dört lamba ve tavandan sarkan dekorasyonlara tutturulmuş iki ek lambayla sağlanıyor. Tüm salon, tozun her şeyi örtmesi nedeniyle yumuşak bir griye bürünmüş durumda.
...
Seyirci kitlesi neredeyse tümüyle Türklerden meydana geliyor. Avrupalılar için, hepsi fesli olan Türkleri, Ermenileri, Rumları ve Yahudileri birbirinden ayırmak çok zor bir meseleyken, Doğulular veya uzun bir süredir orada yaşayanlar farklı milletleri şaşmaz bir isabetle ayırabiliyorlar.
Bursa’da Türkler, fesin etrafında bir türban taşımaları veya türbanın simgesel iması olarak renkli bir bez sarmaları nedeniyle daha kolay tanınıyor. Seyircilerin arasında, İslam ve medresenin işareti olarak beyaz türbanı taşıyan birkaç genç ilahiyatçı, yani softa da var. Salonda bunun haricinde, Peygamberin soyundan gelenler gibi koyu yeşil bir türban taşıyan az sayıda hacı da bulunuyordu. Oyun sırasında insanlar öteye beriye yürüyor, ayaklarını yere vuruyor, sesli konuşuyor, fakat temsili izlemek isteyenler hiçbir şikâyette bulunmuyor. Seyircilerin hepsi erkek. Tiyatro salonu kadınların ziyareti için gerekli donanıma sahip değil ve locaların hiçbirisinin parmaklığı yok.
...
Erkek oyuncular Türk, yüzleri açık olan kadınlar elbette Türkçe konuşan Ermeni’ler. Ermeniler Türkçeyi aşağı yukarı şivesiz konuşabilen tek gayrimüslim topluluk, diğer etnik grupların Türkçesi Türklere bir işkence gibi gelir.
...
Türk oyunculara makyaj suçlamasının yapılması mümkün değil. Çünkü kadın-erkek bütün oyuncular sokaktan gelip sahneye çıkmış gibi. Bir odayı canlandırması gereken dekorasyon hakkında konuşmak anlamsız olur. Görülebilecek en sefil dekorasyondu ve mobilya olarak iki eski hasır sandalyeden oluşmaktaydı
...
Ancak salonda bir orkestra da var. Yalnızca dört müzisyenden –bir kemancı, bir trompetçi, bir kontrbasçı ve bir davulcu- meydana gelmesine karşın korkunç bir gürültü çıkartıyor. Yapılan müzik her türlü tanımın ötesinde korkunç kötü. Neyse ki, ritmik davul vuruşlarının ve zil tıngırtılarının refakat ettiği belli bir uyum söz konusu. Bu arada bu gaddar heriflerin hangi parçayı çaldığını anlayamadım. İçinde sürekli üçlemelerin duyulduğu çok ahenksiz bir parçaydı.
...
Oyunun kendisi iki kısma ayrılıyor. İlk önce bizdeki çalgılı meyhane karakterinde sunulan tekli gösteriler geliyor, ardından da ana eğlence ve akşamın kapanışı olarak oyunun kendisi başlıyor. Biz oldukça geç içeriye girebildik ve ilk kısmın yalnızca son sunumunu seyredebildik. Bu da fazlasıyla yetti zaten. İnsanın aslında daha sakin ve iffetli davranması gereken yaşlarda olan çirkin ve şişman bir Ermeni kadın, üzerinde en ucuzundan rengârenk pılıpırtılar olmak üzere genç bir su aygırının zarafetiyle sahnenin kirli zemininde zıplıyor ve garip olmakla birlikte kulağa hiç melodik gelmeyen bir şarkı söylüyordu. Türkler dolgun kadınları severler ve bu kilolu kadın seyircilerin şımartılmış sevgilisi gibi görünüyordu. Zaten kadın alkış, ayaklarla yerde tepinme ve coşkulu ıslıklar eşliğinde defalarca sahneye çağrıldı.
...
Bu sanat ziyafetinin ardından başlayan oyun bana, bizim anlayışımıza göre tamamen eskimiş olan ve otuzlu kırklı yıllardan kalan bir Fransız Vaudeville gibi geldi.
...
Tanıtım kâğıdına göre bir perde daha vardı. Her sorun çözüldüğüne göre, bundan sonra ne gibi bir olayın söz konusu olabileceğini düşünüp duruyordum. Hain adam ölmüş, inatçı baba yumuşatılmış, sevgililer birleşmişti. Daha ne isteniyordu ki?
...
O sırada, perde son kez kalktığı anda, komediyi vaktinde önce sonlandıran bir olay meydana geldi ve bir ikinci sınıf locasından atılan büyük bir cam bardak, neşeli açılış sahnesinin tam ortasında, genç kız rolünü oynayan yaşı geçkin, şişman Ermeni kadının önünde patlayarak binlerce parçaya ayrıldı. Bu durum, garip bir etkilenmeye yol açtı. O anda sahnede bulunan üç oyuncu, yani şişman Ermeni kadın, hizmetçi kız ve komik uşak korkudan donakaldı. Hiç konuşmadan öylece duruyorlardı. İki kadın makyajlarının altında sarardı ve on dakika önce haini delik deşik eden komik uşak tir tir titriyordu. Beyaz şalvarı bacaklarının etrafında sallanıp duruyordu. Hepsi ne yapacağını bilemez halde kocaman gözlerle salona bakıyor ve ağzından tek bir kelime çıkartamıyordu. Seyircilerin havası da bir anda değişmişti. Gülüşmeler bıçak gibi kesildi ve salonda aniden korku verici bir sessizlik ve hareketsizlik hâkim oldu. Bu durum oldukça uzun, belki yarım dakika kadar sürdü. Sonra salonda birdenbire hızlı bir hareketlenme başladı. Herkes gözlerini yukarıya, bardağın atıldığı locaya çevirmişti. Tek tük bağırmalar da duyuldu, bunlar giderek genişledi. Türk olmadığım halde, ben de bağıranların bunu yapan kişiyi salonda kalmaya davet etmediğini anlayabiliyordum. Zaten çok geçmeden birkaç polis, bardağı atanı ensesinden tutup locadan çıkardı. Hemen bu büyük suçun failinin alacağı muhtemel cezayı araştırmaya koyuldum. Türkler bu gibi olaylarda oldukça mantıklı bir tutum ortaya koyarlar. Mahkemeler böyle ufak tefek şeylerle rahatsız edilmez. Suçu işleyen kişi polis karakolunda güzel bir dayak yer, ardından hücreye tıkılır ve ertesi sabah yine serbest bırakılır.
İkinci sınıf loca sahibinin bu hürmet gösterisine ilişkin ne gibi gerekçeleri olduğunu konusunda farklı görüşler vardı. Bazıları onun, şişko Ermeni kadın tarafından kötü bir muameleye maruz kalan âşık bir delikanlı olduğunu ileri sürüyor, bazıları ise genç adamın fanatik bir Türk olduğunu ve Ermeni kadına bir bardak fırlatma hakkının bulunduğu gibi düşük ihtimalli bir açıklama yapıyorlardı. Adamın yalnızca sarhoş olduğu, bana en muhtemel kanaat gibi geldi. Siyasetin burada bir rol oynamış olabileceği gerçekten varsayılamaz. Ermeniler için şu anda tehlikeli bir süreç söz konusu değil. Yıldız tarafından yeni bir sürek avı başlatılırsa, birkaç bin Ermeni derhal sopalarla dövülerek öldürülür.
...
Bu olay salondaki şenlik havasını tamamıyla bozmuştu. Aynı yerde daha bir süre önce üzerlerine ateş edilen oyuncular hayatlarından endişe ederken, seyirciler de dağınık bir haldeydi. Bu nedenle oyun, oyuncuların birkaç kelime edebilecek kadar kendilerini toparlamasının ardından büyük bir aceleyle ve sessiz sedasız soan erdi ve perde kapandı. Kimse yerinden kıpırdamadı. Herkes oturduğu yerde kaldı. İnsanlar yapılacağı ilan edilen müzikli danslı düğün şenliğini bekliyordu. Orkestra da hâlâ görevinin başındaydı, hatta davulcu, seyircilerin neşelendirmek üzerine bir solo sundu. İki-üç dakikadır büyük davulda gürültü yapıyordu ki, perdenin arasından bir oğlan süzüldü ve rampada duran gaz lambalarını üfleyerek söndürdü. Seyirciler ancak o zaman gösterinin bittiğini anladı ve temsilin her zamankinden iki saat daha erken sona ermesine karşın, hiçbir protestoda bulunmaksızın salonu terk etti.
PAUL LİNDAU
Bursa Seyahati Mayıs 1898,
Çeviren Levent Bakaç
Bursa’da Yaşam,
Ekim 2018
Sayfa 204-219

1893
2.EKİM.1893
TİYATRO İLANI:
KOMİK HASAN EFENDİ
TİYATROSU, BURSA'DA...
-SALINCAK CEZASI
Salı günü akşamı yani çarşanba gecesi ‘Salıncak Cezâsı’ gülünçlü oyun: 4 perde, komedya 1 perde, kanto 1 perde. Peruz Hanım tarafından İstanbul’dan gelen meşhur mösyö “Toni”nin sekiz kişiden mürekkep orkestra takımı icrâ-yı ahenîn edecektir. Cuma gecesi “Hayırlı Nasihat” şarkılı oyun: 5 perde Pazar gecesi ‘Cinli Kızı’ yahud ‘Rüya’ operet 3 perde Meşhur Komik Hasan Efendi ve kumpanyası tarafından suret-i mükemmelede icrâ kılınacaktır.
BURSA GAZETESİ 140.SAYI 2.EKİM.1893
1892
18.NİSAN.1892
MÜTENEVVİ'A-İ REVNAK
KUMPANYASI,
BURSA'DA...
BİRAZ TİYATRODAN
BAHSEDELİM
...Şüphesiz İstanbul’da idâre-i dolab lu’biyat edemeyeceğini anlayarak Burusa’nın tenhalığına katlanan ve kendisine “Mütenevvi’a-i Revnak” namını takan tiyatroya dün gece bendeniz de gitdim. Etrafıma göz gezdirdim belli başlı kimseyi göremedim. Başka yerde tiyatro seyretmemiş kimseler ile birtakım çolukçocuk kalabalığı gördüm. Demek bu çocukların babaları tiyatroların mekteb-i edeb (ahlak okulu) sayıldığını gazetelerde okumuşlar da bu tiyatroyu da mekteb-i edeb 146 (ahlak okulu) saymışlar da evladlarını yollamışlar. Heyhat! Ah hey’et-i zabıta ve polisin himmetlerini meşkur eylesin eğer bunlar gördüğüm vechle tiyatroya giren ve çıkanların silah ve bıçaklarını zabt etmeseler her gece sade orada pek çok uygunsuzlukların meydan bulacağı anlaşılmakda ve çünki müşterilerin çoğu ıslaha taşir takımdan bulunmakdadır. Çocuklar burada hiç bir fenalık öğrenmeseler ma’şukaları dâma düşürmek ve serhoşlukların enva’ı çeşitlerini öğrenmek mazaratları bir çocuğun istiklalini duçar-ı tehlike etmeğe kafidir...
MURAD EMRİ EFENDİ
BURSA GAZETESİ
18.NİSAN.1892
73.SAYI


Osmanlı Dram Tiyatrosu’ Aleksanyan Efen’dinin taht idâresinde bulunan Osmanlı Kumpanyası tarafından geçen Cuma ve Pazar geceleri Altun İfritleri ve Lâdâm Okamlıya (?) namlarındaki meşhur ve ibret-âmiz dramlar vazı’-ı sahne-i temâşâ kılınmış ve mezkûr kumpanya efrâdının Müslim olan mahâret-i sanatkârânelerinden dolayı temâşâ-gerânın biddefa’ât alkışlarına mazhar olmuşlardır. Malum olduğu üzere zâten Osmanlı Dram Kumpanyası tarafından kemâl-i mahâretle mevkı’-ı ibrete vazı’ edilen oyunlar Avrupa edibbâ-yı meşhuresinin asârından müntesib ve medâr-ı intibâh bir takım vekâyi’-i mü’essireden ibâret bulunduğu cihetle takdirât-ı vâkı’ayı pek beca görürüz..
MURAD EMRİ EFENDİ BURSA GAZETESİ 9.OCAK.1893 104.SAYI
1893
OCAK
OSMANLI DRAM
KUMPANYASI, BURSA'DA...
Aleksanyan Efendi'nin idaresindeki kumpanya Altın İfritleri ve La Dam O Kamayla oyunlarını sahneledi.

Osmanlı Dram Tiyatrosu’ Aleksanyan Efen’dinin taht idâresinde bulunan Osmanlı Kumpanyası tarafından geçen Cuma ve Pazar geceleri Altun İfritleri ve Lâdâm Okamlıya (?) namlarındaki meşhur ve ibret-âmiz dramlar vazı’-ı sahne-i temâşâ kılınmış ve mezkûr kumpanya efrâdının Müslim olan mahâret-i sanatkârânelerinden dolayı temâşâ-gerânın biddefa’ât alkışlarına mazhar olmuşlardır. Malum olduğu üzere zâten Osmanlı Dram Kumpanyası tarafından kemâl-i mahâretle mevkı’-ı ibrete vazı’ edilen oyunlar Avrupa edibbâ-yı meşhuresinin asârından müntesib ve medâr-ı intibâh bir takım vekâyi’-i mü’essireden ibâret bulunduğu cihetle takdirât-ı vâkı’ayı pek beca görürüz..
MURAD EMRİ EFENDİ BURSA GAZETESİ 9.OCAK.1893 104.SAYI
1893
21.MART.1893
BURSA'DA
OSMANLI TİYATROSU
Burusa’da Osmanlı Tiyatrosu” Osmanlı Tiyatrosunun kadîm ü mâhir aktörlerinden Aleksanyan Efendi’nin taht idaresinde bulunan Osmanlı Dram Kumpanyasının şehrimizde mazhar olduğu rağbetden ve sanatkârânın maharetlerinde bi’d-defa’at bahs etmiş olduğumuz ra’bet ve ef’anın devamından tezyîd ü gayretle ramazan-ı şerifde dahı Burusa’da icrâ-yı san’at etmek üzre temdîd-i ikâmet eden mezkûr kumpanya efrâdının vuku’ bulan istirhamları üzerine tiyatro binasının canib-i belediyeden tevsi’ne ibtidâr olunarak localara dört adet daha ilâve olunmuş ve yeni güzel perdeler tersim ü i’mâliyle beraber tiyatronun her ciheti nazar-rubâ bir suretde telvin edilmiştdir.
MURAD EMRİ EFENDİ BURSA GAZETESİ 21.MART.1893 104.SAYI

1893
16.EKİM.1893
TİYATRO İLANI:
KOMİK HASAN EFENDİ
-AŞIKLAR
Hükûmet karşısında vâki tiyatroda icrâ-yı la’biyât etmekte olan Komik Hasan Efendi’nin kumpanyası tarafından bu hafta zarfında anide zikr olunan la’biyâtın mevkı’-ı temâşâya vaz’ edileceği ilan olunur: Teşrin-i evvelin beşinci Salı günü ahşamı direktör Hasan Efendi’nin menfaatine mahsus olarak ‘Âşıklar’ 4 perde. Bu oyunda Kemânî-i meşhur İstipan Efendi perde aralarında icrâ-yı âhenîn edecektir. Teşrin-i evvelin yedinci pençşembe günü ahşamı ‘Hindiyâ’ operet 4 perde Teşrin-i evvelin dokuzuncu Cumaertesi ahşamı ‘Deniz Korsanları’ 4 perde İşbu oyunlardan ma’da birer perde komedi ve Peruz Hanım tarafından yeni yeni kantolar icrâ edilecektir.”
BURSA GAZETESİ 142.SAYI 16.EKİM.1893
1893
29.EKİM.1893
KOMİK HASAN EFENDİ
TİYATROSU, BURSA'DA...
Hükûmet karşusunda vakı’ tiyatroda icrâ-yı lu’biyât etmekde olan Komik Hasan Efendi’nin kumpanyası tarafından bu hafta zarfında atide zikr olunan lu’biyâtın mavkı’-ı temâşâya vaz’ edileceği ilan olunur: Salı günü ahşamı ya’ni çeharşenbe gecesi Peruz Hanım’ın menfa’atine ‘Elmas İfritleri’ dram, komedi 5 perde 2 tablo. Pencşembe günü ahşamı Cuma gecesi Gülhanyan Efendi’nin menfa’atine ‘Penbe Kız’ nam şarkılı oyun 2 perde. Cumaertesi günü ahşamı Pazar gecesi ‘Seksen Günde Devr-i Âlem’ 16 perde.
BURSA GAZETESİ 144.SAYI 29.EKİM.1893
1893
6.KASIM.1893
LEYLA İLE MECNUN
Yarınki salı günü ahşamı dâ’ire-i hükûmet karşusunda vakı’ tiyatroda vaz’-ı sahne-i temâşâ edileceği bâlâda ilân olunan ‘Laylâ ile Mecnûn’ nam millî fâcia, şâir ateş-zebân Fuzûlî merhûm tarafından nazmen hikâye ve tasavvur edilmiş ve müşâhir-i edibbâ-yı asrdan atufetlü Ekrem Bey hazretleri ma’rifetiyle tiyatro haline kalb olunmuşdur. Bu oyunda hissiyât-ı âşıkânenin netice-i fâciası aşk-ı hakîkatın fazîlet-i sermediyesi müesser ve ibret-âmiz bir sûretde gösterilmiş ve eser zâten müşarünileyhe münâsib olmak üzre gâyet latif bir zeminde yazılmış olduğundan leyle-i mezkûrede tiyatroyu teşrîf edecek ma’arif-perverânın memnun olacakları bi-iştibahdır.”
BURSA GAZETESİ 145.SAYI 6.KASIM.1893
1890 4.NİSAN.1890
BURSA'DAKİ TİYATRODA SAHNEYE MÜSLÜMAN KADIN ÇIKMADIĞI
Bursa'da bulunan tiyatroda padişah aleyhine uygunsuz sözler söylendiği ve sahneye Müslüman kadınların çıkarıldığı haberinin asılsız olduğuna, sahneye çıkan kadınların Ermeni olduğuna ve padişah aleyhine sözlere müsaade edilmeyeceğine dair Bursa Valisi'nin, Saray'a gönderdiği telgraf.
Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü
Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı
Osmanlıda Gösteri Sanatları
190-191
